IŞIK VE SESİN DALGA FONKSİYONU KURANDAKİ KONUMLANMALARI
Arapçası Mevc olan Dalga kelimesinin bütün formları Kur'an'da toplamda 7 defa geçer.
10:22 - 11:42 -11:43 - 18:99 - 24:40 - 24:40 - 31:32
Bunların 6 tanesi isim 1 tanesi fiil formundadır. Hepsine dikkatli bakıldığında ortak yönleri, ya ses ya da ışık ile ilişkili bir bağlamda anılmasıdır. Ne demek istiyorum, izah edeyim.
Kelimenin ilk üç geçişinde, ( 10:22 - 11:42 - 11:43 ) insan ayetlerde daima sesini duyurması gerekmektedir. Ve her ayet bir öncekinden daha yüksek/fazla ses içermesi gerektiğini hissettir. Bir başka deyişle, merkez Ayet doğru (18:99) sanki ses baskılanır ve en nihayetinde yutulur.
Şimdi bu söylediklerimi daha yakından inceleyelim; Altını çizdiğim kelimeler ayetteki dalga ve onunla ilişkili "ses"e odaklı olan kelimeler.
Yunus 22
"O yürütüyor sizi karada ve denizde. Diyelim, gemidesiniz: Gemiler, içindekileri latif bir rüzgarla götürüyorlar. İçerdekiler ferah ve sevinç duymaktalar. Birden korkunç bir kasırga geliverdi. Her taraftan dalgalar üzerlerine çullandı. Çepeçevre kuşatıldıklarını düşünüp dini yalnız Allah'a özgüleyerek duaya (türkçesi çağrı) koyuldular: "Eğer bizi şu durumdan kurtarırsan, yemin olsun, sana şükredenlerden olacağız.""
Sesini duyurma arzusu fiziksel bir dalganın ardından geliyor. Denilebilir ki, burada dua esnasında fiziksel ses çıkmak zorunda değil. Evet haklı bir eleştiri, ancak dikkat edilirse sahne ciddi bir fırtına anında oluyor. Bu tarz durumlarda insanlar içinden değil gayri ihtiyari sesli ve kelimenin tam anlamıyla yakarırcasına dua ederler. Üstelik Ayet, seslenişin içeriğini yansıtarak seslenişin kendisini açığa çıkarıyor.
Hud 42
"Gemi onları, dağlar gibi dalgalar üstünden yürütüp götürüyordu. Nuh onlardan ayrı bir yerde duran oğluna seslendi: "Oğulcuğum, bizimle beraber bin, kafirlerle beraber olma"
Burada ise Nuh, kendi oğluna tufan esnasında gemiden sesleniyor. Öncekinden farklı olarak burada Tanrıya değil fiziksel olarak duyması gereken birine sesleniş söz konusu. Dolayısıyla ayetteki sesin desibeli daha fazla olan bir sahneyle paralel.
Hud 43
Oğlu cevap verdi: "Bir dağa sığınacağım, beni sudan korur." Nuh dedi: "Allah'ın merhamet ettiği dışında bugün hiç kimse için Allah'ın kararından kurtaracak yoktur." Ve ikisi arasına dalga girdi de o, boğulanlar arasına katıldı.
Bu ayette artık karşılıklı bir sesleniş var. Bu da bir önceki ayetteki tekil kullanıma göre ayetteki sesleri çok sesli yapıyor. Bir kat daha bir efor var ses duyurabilmek için. Ve akabinde sahne sesizlik ve ölümle son buluyor.
Bu üç ayrı dalganın kullanımında ses baskılanması giderek artıyor ve nihayet susturuluyor. Bir anlamda ses dalgaları artan engellere çarparak duyulmaz hale gelir. Oldukça şiirsel.
Merkezdeki ayete geçmeden önce, diğer üç ayetteki dalga kelimelerinin ışığın kırılması (karanlık artışı) temasını merkeze doğru artarken göstermek isterim. Bu yüzden inceleme sıralaması, 31:32 - 24:40 - 24:40 şeklinde olacak.
Önce son geçiş olan Lokman 32 (31:32) ye bakıyoruz:
Gölgeler gibi dalga kendilerini kuşattığı zaman; Allah'a, dini O'na özgüleyerek dua ederler. Fakat onları karaya çıkarıp kurtarınca, içlerinden sadece bir kısmı doğru yolu tutar. Bizim ayetlerimize, gaddar nankörlerin tümünden başkası karşı çıkmaz.
Bu ayette bir şey dikkatinizi çekmiş olabilir. Dalga fiziksel olarak bir ışık duvarı gibi anlatılıyor.
Ancak ayette Dua, yani çağrı kelimesi dikkatinizi çekmiş olabilir. Bu sahne, Hatırlarsanız Yunus 22 de ilk kez dalga kelimesinin kullanımında da vardır. Aynı sahnenin farklı kelimelerle yeniden yorumlanması bu. Peki burada ses yerine ışık yorumunu tercih ediyorum? Burada iki temel fark var:
1- Yunus 22'de dalgalar kuşatıyor deniyor ama gölgelemiyorlar. O ayette ışık ile ilişkili detay yok.
2- Yunus 22'de edilen duanın içeriği açıklanır. Yani sesin kendisi dışa akatarılır. Tıpkı Nuh ve oğlu arasındaki diyalogların hepsinde sesin dile getirilmesi vardır. Yani ayetlerde sadece "seslendi ve dalgalar yuttu" denmez. Diyalog özellikle verilir. Kısacası içerik farklı vardır.
Peki neden ses detayı eklenmiş olabilir? Zira bu olmasaydı seçicilik yapıyor algısı olmayacaktı. Simetriyi bozan bir unsur gibi duru. Fakat aslında halkasal sistemi korumak için yapılmıştır. Bunu detaylarını merkeze yakın bir sonraki ayeti inceleyince açıklayacağım.
Nur 40
Onların amelleri, engin denizdeki karanlıklara da benzer. Dalga (1. kullanım) üstünde dalga (2.kullanım) kaplar üstünde de bulutlar var. Birbiri üstüne karanlıklar... Elini çıkarsa göremeyecek halde. Allah'ın ışık vermediği kişiye hiçbir ışık bulunamaz.
Bu ayette ikinci kullanılan dalga (merkezi ayete daha uzak olan) kelimesi, denizin yüzey dalgalarına aittir ("onun üzerinde de bulut var" ifadesinden anlayabilirsiniz). Zira ayette dikey bir örnekleme söz konusu. En karanlık an ise, iç dalgalar (ayetin 1. kullanımı) ile senkronize oluyor ve bu da merkeze en yakın dalga sözcüğüne denk geliyor. Ve ayet devamında ışığın ulaşmama anını anlatıyor. Tıpkı sesin de boğulması gibi, ışık da boğuluyor örnek verilen insan da. Bir ölüm daha.
Az önce halkasal sistemin korunmasından bahsetmiştim. İlk ve Son "Dalga" kelimelerinin ikisinde de sese atfen dua/çağrı kelimesi geçer. Bu merkezi ayetin en dış iki ucudur ve aralarındaki ortaklığın bir başka yönüdür.
Merkezi ayetin hemen öncesi ve sonrasındaki iki şer kez kullanılan dalga kelimeleri de aynı surelerde geçer. İki kelime Hud suresi İki kelime Nur suresinde yer alır. Bu da halkasal anlatının bir diğer kilit noktasıdır
Bir üçüncüsü ise daha dramatiktir. Hud 42'de dalgalar üzerinde durmaya çalışan Nuh'un oğlunu (dağa çıkıp kurtulma ifadesi temasal olarak bunu anlatır) Hud 43'te ise dalgaların atında kalır.
Nuh 40'te iki kelime peş peşe geçer. Şuna bakın:
"Onu dalga üstünde dalga kaplar" Nuh'un oğlu da boğulurken dalga üstüne dalga kapatır. Yani sadece: Merkezin sağında ve solunda aynı surede ikişer geçiş; ilk ve son kelimelerde ise Fırtınalı ortamda dua temasına atıf olması değil, bir de bu tür bir anlam senkronu da vardır.
Şimdi gelelim Merkezi ayete. 18:99
O gün onları bırakmışızdır, birbirleri içinde dalgalanırlar. Sura da üflenmiştir; hepsini bir araya toplamışızdır.
Ayette onlar diye bahsedilen kişiler iki topluluk olan, Yecüc-Mecüc olarak bilinen ve Zülkarneyn'in hapsetti topluluklardır. İki topluluk için dalgalanırlar ifadesi (elbette ki bu dalgalanma bocalanma-oyalanma anlamına gelebilen bir kelime ama fiil olarak bu kelime seçilmesi garip) bir anda üst bir temsile dönüşür. İki grup (merkezi ayetin iki yanı) dalgalanır (ayetlerin hepsi dalga temalıdır) ve Sura üfürüldüğünde bir araya toplanırlar. Yani diriliş için çağrıldıklarında (Merkezi ayetin hemen iki yanında ölümle sonlanan sahneleri hatırlayalım) Toplanırlar. Dalgaların birleşmesi, toplanması gibi.
Kur'an'da Halka sistemleri bu tekil örnekle sınırlı değil ama bu örnek diğerlerinden çok farklı. Örneğin Bakara suresi 9'lu bir döngüsel anlatıya sahiptir. Keza yine bakara suresinin bir ayeti olan ve Ayet-el Kürsi olarak da bilinen Ayet yine 9'lu bir halkasal yapıya sahiptir. İleride bu örnekleri de yazmak isterim inşallah.
Buradaki farklı olan, olağan bir konu akışının bütününde değil, Kur'an'ın bir üst anlatısı, yeni bir okuma ile karşılaşılan halka sistemi. Bizzat fark ettiğim bu yapıyı sizlerle paylaşmak istedim. Umarım anlaşılmıştır.
Yorumlar
Yorum Gönder